biri bana gramafon alsa..

Ve sen konuşurken, gözlerine kaçan yaşam, hep peşinden koşsun. Bırakmasın hiç seni. Ah Muhsin Ünlü (via jokersin)

(Source: siyahveeksi, via jokersin)

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Çok sev bir adamı. Çok kısa zamanda sev. Kısacık bir araya sığdır bütün sevgilerini. Kısacık zamanlarda elini tut, kısacık zamanlarda öp kısacık zamanlarda sev, hem de olduğundan da çocuk bir halde. Hemen gidecek çünkü. Acele et.

Gitsin adam sonra. Aylar geçsin üstünden. Uzun zamanların olsun başka birinin elini tutmak için, uzun uzun sevmek, sarılmak için uzun zamanların olsun. Uzun zamanların olsun bir adamın odasını ezberlemek için, üstelik ayrıntılara dikkat etmeyen biriyken. Uzun uzun sevsinler seni. Sonra onlar da gitsinler.

İlk adam gitmesin hiç aklından. Bunun ne tensel bir açıklaması olsun ne uzun zamana dayanan alışkanlıkların… Her gün gör sevdiğin adamı. Yanından geç. Yıllar eskit böyle, sen de eski. Yanından her geçişinde biraz daha sensiz, en sonunda sensiz adam… Birçok şey yaşa, onsuz ama onunla hani. O öylece dursun. O öylece izlesin ama hepsini. Her şeyi bilsin. Bir kere bile özlemesin o. O bir kere bile aramasın. Arasa da kendi bilmesin bunu, öyle bir şey işte.

Aşık olsun yetmez gibi. Bir defa da değil hem de. Rüyanda gör iki kere onu, iki kere aşık oluşunu izle, uykudayken ve en çıplak halindeyken korkuların. Birincisine sarılamasın bile, ikincisini güzel bir şehirde öpsün. Uyan, o uyanış birkaç geceyi zehir etsin emirmiş gibi. Kimseye sorma neler olduğunu, cesaret edeme. Belki de hiçbir zaman gerçek olmadığına dair bir inancın olsun, sakla köşede. Belki hiç aşık olmadı o. Belki özledi ama belki seni değil.

Dönüp dönüp ona bak. Özle ama sadece hatırayı. Kendinden bile bekleme aynı huzuru bir daha, hele ondan hiç. Dönmesini asla bekleme. İsteme onu hayatında ama aklında o olmadan bir gün bile geçirme. İstediğin zaman arayabileceğini bil, istediğin zaman onun seni dinleyeceğini bil. Yüzlerce cümlen varken hiçbirini bile ona kurmak gelmesin içinden. Karşında duran adama sarılmak, o özlemi tasvir etmeye yetmesin. Karşında büyümüş hali dursun o çocuğun, çok az değişmiş hatları. Sarılmak bile anlatmıyorsa… Susmayı öğren. Bir şekilde dokunmayı öğren hiç temas etmeden. Değiştir sevdiğin adamı ama kendisi bile anlamadan. Yer et içinde ama onu acıtmadan. Üzüntüne tanık olsun, hüznünü sana ithaf etsin geceler boyu; ama bütün acını onun omuzlarına yükleme öyle. En çok acıttığı anda yazdığın şiirleri sakla mesela. Ağlarken arama. Hatta yapabiliyorsan hiç arama onu. Sek verirsin acını. Canı yanar.

İnce ince anlat ama sakin bir anında hepsini, sakınma. Yine de yok ol yaklaştığında. Dikkat et, içindeki güzelim hatırayı kirletme büyümüş boynunda.

Hiç kimseye anlatma onu bir zaman sonra. Anlatmak gelmesin içinden. Ne onun en yakın dostunun kulağına git yaptıklarınla, ne dostların dinlesin onu. Bomboş olduğunu hisset içinin ve içinin o olduğunu. Adamın kendi içinde bomboş kaldığını hisset. Tükendiğini hisset hem de kendin de sımsıkı bağlıyken o mevsime.

Ve hiçbir gün, hiçbir vedaya cesaret etme sakın; “son” içinde ağlayana kadar.

Çünkü veda bir “başlangıç” hep, aynı zamanda “son” bile olamayan.

(Source: aynadakiler)

Kaybetmekten mi korkuyorsun; kaybet.
Düşmekten mi korkuyorsun; düş.
Yaralanmaktan mı korkuyorsun; yaralan.

Sonra iyileş.
Yeniden kalk.
Yeniden başla.
Yeniden sev.
Yeniden âşık ol.
… Bir daha mı düştün?
Bir daha kalk.

Er ya da geç, beklediğin gelecek.
Er ya da geç aradığın seni bulacak.

Ama sen bir kez yıldın mı, korktun mu,
Maskeni yüzüne geçirip kalkanlarını kuşandın mı, o zaman bitecek.
”Beklediğin her ne ise asla gelmeyecek!”


Aret Vartanyan
Sevdiğin birini kaybetmenin ne demek olduğunu bilirim.Yüzünde hep bir hüzün olur insanın.Gülerken bile gözlerinde saklar onu, mutlu olurken bile gizliden gizliye pişmanlık duyar. Sedef, Leyla ya da işte her kimse (via anilaracitir)
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Yüzüme bakıyorsun, bakıyorsun, bakıyorsun…

İki saniye bile sürmüyor fakat uzun uzun süzüyorsun.

Bütün kapıları tek tek çalıyorsun, arıyorsun, yokluyorsun; bulamıyor, çığlık atıyorsun.

Anlamıyorsun: Gözlerimde yoksun.

Kendi içine dönüyorsun. Daima orada olan bir ‘ben’ tanıyorsun.

Gidiyorsun en yakın dostunla dertleşiyorsun.

Gidiyorsun, bir şeyler içiyorsun.

Bir şeyler yiyorsun.

Uyuyorsun. Uyanıyorsun.

Benden bir şeyler duyuyorsun. Bende o anda var olmayan bir koku alıyorsun. Konuşmadıklarımı seçiyorsun.

Hatırlıyorsun.

Kırık dökük mevsimimizden bir şarkı açıyorsun.

Özlüyorsun.

Birden elin telefona gidiyor. Birkaç dakika geçmiyor ve vazgeçiyorsun.

Buram buram bile bile lades koktuğumu duyumsuyorsun.

Kendine bunun ilk olmadığını hatırlatıyorsun. Sonra da hayatına giren diğerlerini aklından geçiriyorsun.

Bilemiyorsun. Bu yoklayan ne diyorsun. Yeniden mi başlıyor, yoksa hiç mi bitmedi; karar veremiyorsun.

Bitiyor diyorsun, az kaldığını düşünüyorsun. Kendi kendini acıtıyor sonra umutlandırıyorsun.

Düşünüyorsun, düşünüyorsun…

İyice özlüyorsun.

Yanlışlıkla canını biraz fazlaca yakıyorsun.

Hiç değişiklik olsun demiyorsun. Bir şeyler söyleyeyim ona, demiyorsun.

Benden vazgeçiyorsun.

Bir kere daha vazgeçiyorsun.

Sahi, neden vazgeçiyorsun?

(Source: aynadakiler)



Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman”ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir… Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış. Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti… Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ”biz” olabilme halidir…İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz… Biz birbirimize karşı çok saygılıydık… Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik… Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi… Aşk bazen de bir kıyamama halidir… Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı… O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın… O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana… Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın… Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü… Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır… Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır… Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep… Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz..
Meral Okay

Mutlu uyu Meral Okay.



Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman”ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir… Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış. Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti… Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ”biz” olabilme halidir…İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz… Biz birbirimize karşı çok saygılıydık… Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik… Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi… Aşk bazen de bir kıyamama halidir… Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı… O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın… O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana… Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın… Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü… Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır… Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır… Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep… Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz..

Meral Okay

Mutlu uyu Meral Okay.

(Source: kablelvuku, via aralikkapi)

Haluk Bilginer- Böyle Bir Kara Sevda  

en sevdiğim ses en sevdiğimi söylerse..

(Source: aralikkapi)

mutlu pazartesi üretim tesisi

Mesela bi pazartesi sabahın köründe kalkmışım otobüse binmişim. Koltuk cam kenarıymış ama.. Belki senin şehrineymiş yolculuk belki değil. O kısmı çok da önemli değil. Farklı bi şehrin mucizevi iyileştiriciliğine inandık bi kere. Günlerden pazartesi bak o kısmı atlama. İçim içime sığar mı pazar gecesi sen söyle? O cam kenarını içime sindirmez miyim? İndiğimde o pis mendebur terminalin kokusunu içime çekmez miyim? Belki şehir en boktanından umrumda mı?  Bi otobüs olsun sadece sana geleyim, isterse günlerden pazartesi olsun umrumda mı? Mutlu pazartesi var mı sen söyle?

[Flash 9 is required to listen to audio.]

İşte, buraya kadar geldim ve nereden bitireceğimi bilemiyorum.

Elbette nereden başlayacağımı bilememeyi tercih ederdim, lakin ben de böyle bi ziyanım; bir takım şeyleri neresinden bitireceğimi bilemiyorum.

Ama ben saplantı yapmışım öyle değil mi, çünkü her siki en iyi bilen siz insanlar, öyle olduğunu iddia ediyorsunuz. Ne de çok biliyorsunuz ah canım insanlar.

Benim bindiğim durakta neden hiç güzeller olmuyor? İntihar oranı yükselmesin diye köprüye durak koymadıklarını neden sadece ben biliyorum?  

Siz benim koltuğumda oturuyorsunuz insanlar, ben neden kaldırımlarda dikiliyorum?

Ama o beni sevmiyor değil mi? Ben kendi kendimi harcıyorum.

Bakın insanlar, siz ööyle oralardan pek güzel biliyorsunuz her şeyi ama neden içi yanmaya devam eden hep ben oluyorum?

Sizi öldürürüm ulan insanlar, silahımdaki çantayı bi çıkarırsam, bakın, dıkşın! dıkşın! Ben neden hep boşa atış yapıyorum? Neden müebbet seven hep ben oluyorum?

Neden hep benim burun deliklerim yanıyor insanlar, Allah aşkına cevap verin, neden ben de sizler gibi mutlu olamıyorum? İnsanlar sizi hiç sevmiyorum.

Bana sevdiklerimi vermiyorsunuz insanlar, ben sevmekten neden vazgeçemiyorum?

Ben ne istiyorsam öyle olacak lan insanlar! Siz kimsiniz ki açıklama yapmak zorunda kalıyorum?

Sonra siz ikiye filan da ayrılıyorsunuz, neden hep ben ortada kalıyorum?

Oğlum insanlar, ben neden sizin gibi sarhoş olamıyorum?

Sorularımdan bunaldıysanız sizi şöyle alayım insanlar, birinci sınıf gömme hizmeti veriyorum.

Beni biraz anlayın insanlar, çok acı çekiyorum.

Yatıyorum kalkıyorum geçmiyor insanlar, bana yardım edin, ben ne yapacağımı bilemiyorum.

Denizleri izliyorum insanlar, siz manitanızın boynunu emerken ben asfaltları izliyorum, uzun yollar gidip geliyorum, beni hor görüyorsunuz da, siz benim sevdiğimin koynunda yatıyorsunuz be amına koyduğum insanlar, ben size bir şey diyor muyum?

Sakın sevmeyin beni, hiçbirinize karşı minnet duymuyorum.

Bir köpek kadar olamıyorsunuz be insanlar, size hiç acımıyorum.

Unuttum gitti insanlar, bana inanmayın, hepinizi kandırıyorum.

Beni rahat bırakın artık insanlar, ben sevmekten başka bir bok bilmiyorum.

(Source: mayoneziseverim)

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Biz çok normal adamlar değiliz.

(Source: senanlamazsan)